9 Ocak 2011 Pazar

ortak alınan karar : bu hafta sonu kafalar sağa sole dağıtılmalı

ortak sonuç ; eğlendik mi ?? eğlendik  :))

şahsi sonuç ; Nahide de kendimi bulma halim ( hoş bi ara kendimi bi travestiyle dertleşirken buldum ama olsun ) 

ertesi gün değerlendirmesi ; sabah işe gitmek için hazırlanan D. klip çevirir gibi bir edayla   gardırobun önünde durmuş ne giyeceğini karar vermeye çalışıyor ve Nahide ekengil şarkısı söylüyor !!!dün gecenin etkisinde zaar dedim.sabah M.E. ile kahvaltı hazırlarken ( ki kendisi zorla clube götürülme baskısı yaşarken Supper girip o hınca hınç garip kalabalağı gördüğünde hiç zaman kaybetmeden lafı sokuşturdu bu mu sizin eğlenme anlayışınız :S ama ardından Nahide yi görünce anladı ki bizde eğlenmeyi biliyoruz ve o da bunu sevdiii :))) kinder sürprizin içinden çıkıcak oyuncakların kaderimizi belirlemesini diledik ona su fışkırtan inek, bana yelkenli çıktı ( no comment !!! )...ve kahvaltının tamamlanması ile  uyandırılan E.Ç. bir yudum bile kahve içmeden mis gibi prenses eli değmiş kahvaltıyı şapuşupur yedi ( O dün jerry yi yakalayabilmiş Tom olduğu için kahvaltı hazırlanana kadar uyumasına izin verildi :)


Asli durum değerlendirmesi ; En ağır depreseyon kapılarında gezindiğimi gören bu üç kadın hiç sorgulamadan ne olduğunu bilmek bile istemeden, kolumdan tutup aynı tepkiyi veriyolar Yanlış kapı bebeğimmm Kinder sürprizden çıkan yelkenlimle mutlu ufuklara....Rastgele ;))

4 Ocak 2011 Salı

eve dönüşlerini bekledim  pencerede soğuk demeden...
işe gidişlerini izledim  annemden öğrendiğim gibi...
kahır dediler yaptıkların sustum,çektim...
dokunuşun la iyileştim,her sözünle daha da güzelleştim ben...
hayallerime ekledim seni,özlemlerimi eksilttim...
ama akıl sır erdiremedim vazgeçişinle savaşamadım...
yordun beni adam,ben ayakta durmaya çalıştıkça sen daha çok vurdun,gitseydin yanmazdı canım ama kalışınla kül ettin beni..
aşk'a inanmıştım aşktan geçtim ama sende takılı kaldım bu sefer boğazımdaki düğümle adınla beraber kusamadım nefretimi...kendimle savaştım hep sana yenildim....
gözyaşlarımla büyüttüm seni öfkemle budayamadım...
bizi kaybettim beni kaybettim seni kaybedemedim...
kadın olmayı unuttum adam demekten sıkılmadım
şimdi ben hergüne geri gelişinde nasıl karşılıyacağım seni diye başlıyorum....Şimdi ben sadece kendime masallar yazıyorum,senli benli hevesli...
bırak dedi kalbim gitsin,sen varsın her hücresinde bırak ki uymasın tenin sıcağına yanındakine üşümeyi öğrensin..yaralarına bak biraz dedi  sol yanımdaki,nasılda derin...
o gidemedi ama sen git ki özlemeyi öğrensin...
............
yapamıyorum adam yokluğunla uğraşamıyorum gel bak nasılda  güçsüzüm nasılda vazgeçmiş...Gözlerimde umut yok hasret var....Dön diyemeyen dilim hep özlem türküleri söylüyor...Duy adam bu sefer duy....

3 Ocak 2011 Pazartesi

istanbul...

sonbaharı taşımasını bilen az şehir vardır dünyada.biri istanbul…
istanbul çoğu zaman arabesk bir şarkının sözleri gibi yaşasa da sonbaharı, ne tür müziği severseniz sevin ondan aldığınız hazzı verir size.
istanbul yorar insanı, çileden çıkarır isyan ettirir; aynı zamanda hiçbir yerde bulamayacağınız yaşam ışıltlarını sunar size.
hele bir de bu şehre aitseniz herkesten başka aşık olursunuz.
istanbul aşıkları aşık olduklarında,başka şehirler kaçıştır. istanbul aşk acısı çektirir, istanbul unutmayı yavaşlatır, hafızanı güçlendirir.
eğer uzaklardaysa sevdiğin, onun yanıda olmak mı istanbul’da kalmak mı sorusu hep cevapsız kalır. çünkü geçemez insan istanbul’dan diğer yanda aşk da olsa…
eski bir türk sanat müziği bestesidir aşk. arabeskin acılı, hüsranlı dizelerinin yerini çiçek kokulu aşk besteleri alır.
istanbul kadını şımartılmayı sever. cilvesi kaprisi görülmemiştir kimsede. aşkı da bir o kadar eşsizdir. çünkü sevgilisnden önce bir şehire aşıktır. kıskançlığı da kaprisi de ondandır… istanbulu şehrin tüm kadınlarıyla paylaşmayı zorunlu olsa da kabullenir ama sevgili yegane ona ait olması gerekendir.
zaman zaman en yakın dosttur kadına istanbul. ağladığında, bağıra çağıra isyan ettiğinde saklar; bazen de düşkün hali görünmesin diye kadının karartır günü.
aşkını alır istanbul, görülmemiş aşkı verir. yanındaki sevgiliyi isyan ettirir uzaklara gönderir. ama yalnız bırakmaz, hep baktığın yöndedir.
masmavi gözlerindeki umut milyonlarca insana yaşama sevinci verir.

....

Sen aklıma her geldiğinde aynı cümleyi kurdum ”Ben senin için nelerden vazgeçtim”. Zihnimde dönüp dururken hayatımdan birden çıkıverenler, benim bir kalemde çıkardıklarım, hiç düşünmedim seni…
Şimdi anlıyorum; vazgeçemediğim seni unutabilmek içindi vazgeçilenlere yapılan saygı töreni…
Ve şimdi dünyaya geleli 20 yıl 8 ay 9 saat olmuşken hiç gocunmadan hatırlıyorum seni, beni, bizli zamanları ve canım acımıyor. Senin nehrin artık durgun bana, senin nehrin benim yansımam üstündeyken bile hiç göz alıcı değil.
Unutmadım seni. Unutmak benim zihnimin pek kabullenip becerebildiği bir kavram değil; anılarımla beraber kaldırdım kenara. Sadece ben isteyince varsın; istemediğimde yok oluyorsun…
Ve çok uzun süre sonra yine aşığım (ben hep aşığım aslında ama bu sefer yüreğim titriyor).
Kendime  yine  bir güzellik yapıp doğduğum ilk günden şu güne kadar hayatımda olan bu adama, onun hiç haberi yokken, belki de hiç tahmin etmediği bir zamanda âşık oldum.
Ben kafamda tekrar yarattım onu, öyle âşık oldum.
Hiç beklemeli olmadı benim aşklarım. Hep bana destandı, hep bana efsane.
Haberin yok biliyorum. Belki de hiç olmayacak. Küçükken o sokağın ortasında kafa kafaya kavga ettiğimiz günlerdeki kadar inatçı değilim.
Saçlarımı ne kadar iki yandan toplasam da keçi kadar inatçı olamıyorum artık. O kadar çok şey alıp götürüyor ki zaman, büyüdükçe bir şeylere karşı koyamayınca fark ediyorsun alıp götürdüklerini…
Elimi attım geçmiş keseme, neler bıraktı zaman bende diye. Daldırdım, öfkem çıktı, savurdum attım. Kinim çıktı bakmadan fırlattım…
Bir sürü şeyden sonra çocukluğum çıktı ve yine  o sahne.
O binanın tepesinde ben, sokağın ortasında (ve Allah biliyor hala çok yakışıklı) o çocukla futbol oynarken  sen, onun için bağırırken ben, her taşı fırlattığında dilimi çıkartırdım sana. Güzeldi saftı temizdi ama yanlış olan bir şey vardı. Çok geç oldu ama şimdi anladım âşık olmam gereken adam bana taş fırlatan adammış:)
Öyle savunmasızım ki bu aralar, işte bu yüzden bu kalkanın arkasına gizlenişim.
Fırlatıp attım tüm kılıçlarımı, sırf kalkanım. Yoruldum dövüşmekten.
Tek istediğim kocaman bir aşkı çıkarıp attıktan sonra ben, gizliden gizliye içimde yeşeren sana AİT olmak.

başlar masallar: o kadar canım yanıyor ki cümle kurmak bile zor, o ...

başlar masallar: o kadar canım yanıyor ki cümle kurmak bile zor, o ...: "o kadar canım yanıyor ki cümle kurmak bile zor, o kadar parçalandım ki toparlanmak imkansız gibi... annem gelse başucuma, hastayken ağladığı..."
o kadar canım yanıyor ki cümle kurmak bile zor, o kadar parçalandım ki toparlanmak imkansız gibi...
annem gelse başucuma, hastayken ağladığımda dediği gibi geçecek deyip başımı okşasa.Nasıl bir hak bu tanrım ben böyle yanarken onun mutlu olmasına nasıl izin veriyorsun,aynı anda işlemedik mi o günahı şimdi bana neyin bedelini ödetiyorsun...

git adam bunca olandan sonra git...arama artık başkasının olduğunu bile bile nasıl inanırım sana...O inandı işte git onun kal, git beklet , ama uzak dur artık benden adını her görüşüm yüreğime damlayan asit...Yapma artık
bu gün güneşle birlikte sen de git...

2 Ocak 2011 Pazar

gözyaşlarım bitti mi sandın ?

Ruhum arınmış aslında....


bunca gün olan şey buymuş...Şimdi yüreğimdeki kıpırtıdan anlıyorum....Her damla gözyaşımla akıtmışım zehirini ve şimdi sensizliği kutluyorum.....
İyi ki gittin iyi ki olduğun yerde kalmayı seçmedin...
Ben istesem de sana bu kadar kötü bakamazdım...

Sensizlikle birlikte artık ben sadece kendime yakışan şeyleri yapıyorum bataklık gibi büyüyen pisliğine bulanmamak için köşelere sıkışıyorum..Ben konuştukça sen var oluyormuşsun ya ondan susuyorum artık...

Almam kimsenin günahını ahını mutluluk kime yakışıyorsa onda kalsın...Ben huzura bağladım yarınlarımı...